ARC FİNANSAL DANIŞMANLIK LTD. ŞTİ.

Makale & Yazı

GELİRLER VE SERVETLER: BÜYÜKLÜK SEVİYELERİ

GELİRLER VE SERVETLER: BÜYÜKLÜK SEVİYELERİ

GELİRLER VE SERVETLER: BÜYÜKLÜK SEVİYELERİ

Fransa ve İngiltere’de kişi başına düşen millî gelir 30.000 avro düzeyindedir. Her iki ülkede de altı yıllık millî gelire karşılık gelen ulusal sermayeden kişi başına düşen pay yaklaşık 180.000 avrodur.

Bu iki ülkede tarım arazileri artık pek değer taşımamaktadır. Ulusal sermaye neredeyse ikiye bölünmüştür. Her vatandaşın ortalama 90.000 avro değerinde konuta ve ortalama 90.000 avro değerinde diğer yurt içi sermayeye sahip olduğu görülmektedir.

1900-1910 yılları civarında, 30.000 avroluk ortalama gelire ve 180.000 avroluk servete sahip temsili bir İngiliz ve Fransız vatandaşının durumunu ele alalım. İngiltere’de tarım arazilerinin ulusal sermaye içindeki payı artık oldukça azalmıştı. Her bir İngiliz vatandaşına, Fransız vatandaşına kıyasla 10.000 avro daha düşük değerde tarım arazisi düşüyordu. Buna karşılık kişi başına düşen konut değeri 50.000 avro, diğer yurt içi varlıkların değeri 60.000 avro ve yurt dışı yatırımların değeri yaklaşık 60.000 avroydu. Tarım arazileri ise hâlâ kişi başına 30.000-40.000 avro aralığında bir değer ifade etmekteydi.

 

İngiltere

19. y yüzyılda sermayenin maruz kaldığı şokları ve İkinci Dünya Savaşı’ndan beri yeniden canlanmasının ardındaki sebepleri ele alırken, zengin devletlerin özellikle borç biriktirme eğiliminde oldukları 21. yüzyılın başında, kamu sektörünün bilançosunda aktiflerin de bulunduğu çoğu zaman unutulmaktadır.

Kamu sermayesi ile özel sermaye arasındaki dağılım, az önce evrimini izlediğimiz ulusal sermayenin ne toplam miktarında ne de bileşiminde bir değişiklik yaratır. Yine de mülkiyet haklarının kamu gücü ile özel şahıslar arasındaki bu bölüşümü, politik, ekonomik ve toplumsal açıdan önem taşımaktadır.

Ulusal sermaye veya millî servet, kamu sermayesi ile özel sermayenin toplamından oluşur. Kamu sermayesi, devletin ve çeşitli kamu idarelerinin aktifleri ile pasifleri arasındaki farktır. Özel sermaye ise kişilerin aktifleri ile pasifleri arasındaki farktır.

Kamu sektörü ve özel sektör açısından sermaye, her zaman net bir varlık olarak tanımlanır. Başka bir deyişle sermaye, varlıkların (aktiflerin) piyasa değeri ile yükümlülüklerin (pasiflerin, yani borçların) arasındaki farktır.

Kamu aktiflerinin iki somut biçimi vardır. Bu sermaye, finansal olabileceği gibi finansal olmayan bir sermaye de olabilir.

Kamu servetinin İngiltere’de yaklaşık bir yıllık millî gelire, Fransa’da ise bir buçuk yıllık millî gelirden biraz daha azına karşılık geldiği tahmin edilmektedir. Bu iki ülkedeki kamu borçlarının yaklaşık bir yıllık millî gelire denk geldiği göz önüne alınırsa, kamunun net aktiflerinin veya kamu sermayesinin her iki ülkede de sıfıra yakın olduğunu söyleyebiliriz.

Her iki ülkenin istatistik kurumları ve merkez bankaları tarafından yapılan son resmî tahminlere göre, toplam kamu sermayesi İngiltere’de sıfıra yakındır. Fransa’da ise millî gelirin %30’unun biraz altındadır. Bu oran, toplam ulusal sermayenin yaklaşık yirmide birine karşılık gelmektedir.

Diğer bir deyişle, bu iki ülkenin devletleri tüm varlıklarını satıp elde ettikleri gelirle borçlarını derhâl kapatmaya karar verselerdi, İngiltere’de geriye hiçbir şey kalmayacak, Fransa’da ise çok az varlık kalacaktı.

Her iki durumda da bu iki ülkedeki kamu net varlıklarının çok düşük seviyelerde olduğu ve özel kesimin varlıklarına kıyasla oldukça önemsiz kaldığı şüphesizdir. Özel kesimin serveti, 2010 yılının başında millî servetin neredeyse tamamını oluşturmaktaydı. Mevcut son değerlendirmelere göre bu oran İngiltere’de %99’dan fazla, Fransa’da ise yaklaşık %95’ti. Başka bir deyişle, her iki ülkede de özel kesimin payı %90’ın üzerindeydi.

RİCARDO’CU DENKLİĞİN İNİŞ VE ÇIKIŞLARI

Kamu borçlarının 18. yüzyıl ve 19. yüzyılın huzurlu rantiyelerinden 20. yüzyılda enflasyon yoluyla gerçekleştirilen kamulaştırmalara uzanan bu uzun ve çalkantılı hikâyesi, kolektif hafızada ve kolektif temsillerde silinmeyecek izler bırakmıştır.

Bu tarihsel deneyimler ekonomistleri de aynı ölçüde etkilemiştir. Örneğin David Ricardo, 1817 yılında bugün “Ricardo’cu denklik” adıyla bilinen ve bazı durumlarda kamu borcunun ulusal sermaye birikimi üzerinde hiçbir etkisi olmadığını ileri süren hipotezini formüle ettiğinde, çevresinde gördüklerinden oldukça etkilenmişti.

FRANSA: SAVAŞ SONRASINDA KAPİTALİSTSİZ KAPİTALİZM

Kamu zenginliğinin tarihine geri dönelim ve devletin elindeki aktiflere bakalım.

Kamu aktiflerinin toplam değerinin Fransa ve İngiltere’de uzun vadede artış gösterdiği görülmektedir. Bu değer, 18. ve 19. yüzyıllarda millî gelirin %50’sine karşılık gelirken, 20. yüzyılın sonunda ve 21. yüzyılın başında millî gelirin %100’ü seviyesine ulaşmıştır.

Bu yükseliş, ilk bakışta devletin ekonomide giderek artan rolünü yansıtmaktadır. Bu artış, 20. yüzyılda daha yaygın hâle gelen ve önemli kamu binaları ile donanımları gerektiren eğitim ve sağlık hizmetlerini; ayrıca ulaşım ve iletişim hizmetleri için yapılan kamusal ya da yarı kamusal altyapı yatırımlarını da kapsamaktadır.

Bu kamu hizmetleri ve altyapı yatırımları, Fransa’da İngiltere’dekinden daha kapsamlıdır. 2010’lu yılların başında Manş Denizi’nin öte yakasında, yani İngiltere’de, millî gelirin %100’üne karşılık gelen bu varlıkların değeri, Fransa’da millî gelirin %150’sine yaklaşmaktadır.

Fransa’nın durumu simgeseldir. Bunun ne anlama geldiğini anlamak için biraz geriye gitmek gerekir.

Diğer ülkelerde olduğu gibi Fransa’da da özel mülkiyete dayalı kapitalizme duyulan inanç, 1930’lu yıllardaki ekonomik kriz ve onu izleyen karışıklıklar sebebiyle derinden sarsılmıştır. kaynak . kapital

Sürecinizi birlikte değerlendirelim

Mali tablolarınızı ve mevcut borç yapınızı inceleyerek, şirketiniz için hangi yolun gerçekçi olduğunu açık biçimde ortaya koyalım.

Bize Ulaşın