Makale & Yazı
İLK ANAYASANIN HİKAYESİ
İlk Anayasanın Hikâyesi
Demokratik ilkelere dayalı, siyasal gücün kullanımına sınırlama getiren ve bu gücü toplumun geniş kesimlerine yayan bir anayasa benimseyip uygulayan ülke, Birleşik Devletler'dir. Birleşik Devletler'in bağımsızlık döneminde yaşanan anayasal süreç ile bir süre sonra Meksika'da cereyan eden süreç arasında fark vardır.
Şubat 1808'de, Napoléon Bonaparte'ın komutasındaki Fransız ordusu İspanya'yı işgal etmiştir.
İspanyol devletinin Napoléon'un işgaliyle çökmesi, Latin Amerika'daki tüm sömürgelerde kurumsal krize neden oldu. Latin Amerika'nın pek çok bölgesinde yerel cuntalar kuruldu.
Birleşik Devletler Anayasası, günümüz standartlarında bir demokrasi meydana getirmedi. Seçimlerde kimin oy vereceğini belirlemek eyaletlerin kendilerine kalmıştı. Kuzeydeki eyaletler, gelirlerine ve ne kadar araziye sahip olduklarına bakmaksızın tüm beyaz erkeklere oy kullanma hakkı tanırken, güneydeki eyaletler bunu aşamalı olarak uygulamaya koydular. Hiçbir eyalet kadınlara ve kölelere oy kullanma hakkı tanımadı.
İç savaş kanlı ve yıkıcıydı. Ancak savaşın hem öncesinde hem de sonrasında nüfusun büyük bir kesimi için çok geniş ekonomik fırsatlar vardı; özellikle kuzeyde ve batıda. Meksika'daki durum çok farklıydı. Birleşik Devletler 1860 ve 1865 arasında beş yıl boyunca siyasal istikrarsızlık yaşadıysa, Meksika bağımsızlığının ilk 50 yılı boyunca neredeyse aralıksız istikrarsızlık yaşadı.
Bu eşi benzeri görülmemiş siyasal istikrarsızlığın ekonomik kurumlar ve teşvikler üzerindeki sonuçları ağır olmuştur. Böylesi bir istikrarsızlık, mülkiyet haklarının büyük ölçüde tehlikeye girmesine yol açmıştır. Meksika devleti zayıflamıştır. 19. yüzyılın ilk yarısında Sanayi Devrimi gelişmeye başlarken, Meksika daha da yoksullaşmıştır.
Anayasanın, ülke yönetiminde demokrasilerde kullanılan bir araç olduğu; yönetim şeklinin belirlendiği; siyasi ve ekonomik istikrarın sağlanması için devlet düzeninin kurulması, işleyişi, hukuk sistemi, kişi hakları ve özgürlüklerinin belirlenmeye başlandığı bir süreç ortaya çıkmıştır.
İngiltere – Sanayi Devrimi
Sanayi Devrimi İngiltere'de başladı. İlk başarısı, önce su çarkları, ardından da buhar motorlarıyla çalıştırılan yeni makinelerle pamuklu giysi üretimini kökten değiştirmek oldu. Pamuk üretiminin mekanizasyonu, önce tekstilde, ardından da diğer sanayi dallarında işçilerin verimliliğini muazzam ölçüde artırdı.
Ekonomideki teknolojik atılımların lokomotifi, yeni fikirleri uygulamaya can atan yeni girişimcilerin ve iş adamlarının öncülük ettiği yeniliklerdi. Bu ilk filizlenme, Kuzey Atlantik boyunca Birleşik Devletler'e yayıldı. İnsanlar, İngiltere'de geliştirilen bu yeni teknolojileri hayata geçirmenin sağlayacağı büyük ekonomik fırsatları gördüler. Ayrıca kendi icatlarını kullanmak için ilham aldılar.
- yüzyılda Birleşik Devletler'de finansal aracılık hizmetlerinde ve bankacılıkta hızlı bir gelişme yaşandı.
1623'te İngiliz Parlamentosu tarafından yasalaştırılan Tekel Kanunu'yla, fikrî mülkiyet haklarını koruyan patent sistemi geliştirildi.
- yüzyılın ikinci yarısında dünya ekonomisinde patlama yaşandı. 1870 ve 1880'lerde dünya değişiyordu. Latin Amerika'da Porfirio Díaz'ın oluşturduğu kurumlar, Santa Anna'nın ya da İspanyol sömürge devletinin kurduklarıyla aynı değildi.
Taşımacılık sektöründeki buharlı gemi ve demiryolu gibi yenilikler, uluslararası ticaretin muazzam ölçüde genişlemesine yol açtı. Küreselleşme dalgası, Meksika gibi zengin kaynaklara sahip ülkelerin ya da daha doğrusu, bu ülkenin elitlerinin hammadde ve doğal kaynaklarını sanayileşen Kuzey Amerika'ya ya da Batı Avrupa'ya ihraç ederek zenginleşebilecekleri anlamına geliyordu.
Küreselleşme, Amerika'nın geniş açık alanlarını ve yerleşime açık hudut bölgelerini değerli kıldı.
Bir Dünya Eşitsizliği Kuramına Doğru
Eşitsiz bir dünyada yaşıyoruz. Ülkeler arasındaki farklılıklar, Nogales'in iki yanı arasında görülenler gibi, yalnızca daha büyük bir ölçektedir.
Zengin ülkelerde bireyler daha sağlıklı, daha uzun ömürlü ve çok daha iyi eğitimlidirler. Tatillerden kariyer seçeneklerine kadar, yoksul ülkelerin insanlarının ancak hayalini kurabileceği çeşitlilikte imkânlara ve seçeneklere sahipler. Ayrıca zengin ülkelerin insanları, çukurların olmadığı yollarda araç kullanırlar. Evlerinde tuvalet, elektrik ve musluk suyuna sahip olmanın keyfini sürerler. Genellikle onları keyfi bir biçimde tutuklamayan ya da taciz etmeyen hükümetleri vardır. Hatta bu hükümetler onlara eğitim, sağlık, yol, asayiş ve başka hizmetler verir.
Birleşik Devletler ve Meksika arasındaki farklılıklar, dünyanın geneliyle kıyaslandığında ufak kalır. Ortalama bir Birleşik Devletler vatandaşının refah düzeyi, bir Meksika vatandaşınınkinden yedi kat fazladır. Peru ve Orta Amerika'daki emsalleriyle kıyaslandığında ise fark 10 katın üstüne çıkar.
Bir ABD vatandaşı, Sahra Altı Afrika'da yaşayan ortalama bir kimseden yaklaşık 20 kat, Mali, Etiyopya ve Sierra Leone gibi Afrika'nın en yoksul ülkelerinde yaşayanlardan ise neredeyse 40 kat daha müreffehtir.
Ayrıca bu durum sadece Birleşik Devletler için geçerli değildir. Çoğunlukla Avrupa ve Kuzey Amerika'da bulunan ve Avustralya, Japonya, Yeni Zelanda, Singapur, Güney Kore ve Tayvan'ın da içinde yer aldığı; yurttaşları dünyanın geri kalanında yaşayanlardan çok farklı bir yaşam süren, küçük fakat büyümekte olan bir zengin ülkeler grubu mevcuttur.
Dünya eşitsizliğine ilişkin kuramımız, yoksulluk ve zenginliğin oluşumunda siyasal ve ekonomik kurumların nasıl bir etkileşim içinde olduğunu ve dünyanın farklı kesimlerinin nasıl olup da bu denli farklı kurumlar ortaya çıkardığını gösteriyor. Kuramımız, kurumların ulusların başarı ve başarısızlığı üzerindeki etkileri ile yoksulluk ve zenginliğin siyaseti hakkında.
Uzun vadeli ekonomik büyüme gösteren ilk ülke, Büyük Britanya'dır. (İskoçya ve Galler'in birleşmesi ile.)
Büyüme, teknolojideki büyük yeniliklere dayanan ve bu yeniliklerin sınai uygulamalarıyla kök salan Sanayi Devrimi, 18. yüzyılın ikinci yarısında ağır ağır başladı. İngiltere'deki sanayileşmeyi kısa zamanda Batı Avrupa'nın sanayileşmesi izledi.
İngiltere'nin refahı, kolonileri olan Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda'ya hızlı bir biçimde yayıldı. Günümüzün en zengin 30 ülkesini gösteren bir listede bu ülkeler yer almaktadır.
Dünya gelir dağılımının en alt kısmı da en üst kısmı kadar keskin ve özgün bir tablo çizer. Bu kez en yoksul 30 ülkeyi gösteren bir liste yaparsanız, bu ülkelerin neredeyse tamamını Sahra Altı Afrika'da bulursunuz.
Amerika kıtasındaki ülkeleri zenginden yoksula doğru sıralayın. Listenin başında Birleşik Devletler ve Kanada olduğunu; onları Şili, Arjantin, Brezilya, Meksika ve Uruguay'ın ve petrol fiyatlarına bağlı olarak belki bir de Venezuela'nın takip ettiğini görürsünüz.
Onların ardından Kolombiya, Dominik Cumhuriyeti, Ekvador ve Peru gelir. En altta Bolivya, Guatemala ve Paraguay'ı kapsayan çok yoksul bir grup vardır. kaynak d. acemoğlu