ARC FİNANSAL DANIŞMANLIK LTD. ŞTİ.

Makale & Yazı

KITLIK PRENSİBİ -1-

KITLIK PRENSİBİ  -1-

 

KITLIK PRENSİBİ -1-

18. yüzyılın sonunda ve 19. yüzyılın başında meydana gelen ekonomik ve sosyal dönüşümlerin, nesnel açıdan etkileyici; bu dönüşümlere tanık olanlar açısından ise travmatik tecrübeler olduğunu anlamak gerekiyor. Zenginliğin paylaşımı ve toplumsal yapının uzun vadeli evrimine bakış nispeten karamsar, hatta karanlıktı. Bu durum, özellikle 19. yüzyılın en etkileyici ilk ekonomistleri olan küçük bir toplumsal grubun; David Ricardo ve Karl Marx'ın görüşleri için geçerliydi.

Ricardo'ya göre asıl problem, toprağın fiyatı ve toprak rantının uzun vadede geçirdiği değişimdi. Toprak rantı uzun süre yüksek seviyelerde kalmış, ancak sonunda tarımın millî gelir içindeki ağırlığı azaldıkça, tarım arazisinin değeri de diğer zenginlik biçimlerine kıyasla korkunç bir biçimde düşmüştür. Ricardo'nun, o yüzyılın devamında büyük bir önem taşıyacak olan teknik ilerlemeyi ve endüstriyel büyümeyi öngörmesi şüphesiz olanaklı değildi. Tıpkı Malthus ve Young gibi o da insanlığın, gıda ve tarımın baskısından tamamen kurtulduğu bir dünyayı hayal etmişti.

19. yüzyılda zenginliğin küresel paylaşımını analiz ederken Ricardo'nun teorisi göz ardı edilemez.

Tarım arazisi fiyatlarının yerine büyük başkentlerdeki gayrimenkul fiyatlarını ya da petrol fiyatlarını koymak, bizi ikna etmeye yetecektir. Her iki örnekte de 1970-2010 döneminde gözlemlenen eğilimin 2010-2050 yılları ya da 2010-2100 yıllarındaki uzantısının nasıl şekilleneceğine baktığımızda, ülkelerin kendi içlerinde ve ülkeler arasında, Ricardocu felaketi çağrıştıran önemli ekonomik ve toplumsal dengesizlikler olduğunu görürüz. Denge ise arz-talep mekanizmasıdır.

Marx, 1867 yılında, Ricardo'nun İlkeler eserinin yayımlanmasından yaklaşık yarım yüzyıl sonra, ekonomik ve toplumsal gerçeklerin derinlemesine değişmiş olduğu bir dönemde ortaya çıktı. Mesela artık mesele, tarımın artan nüfusu besleyip beslemeyeceği ya da toprağın fiyatının yükselip yükselmeyeceği olmaktan çıkmış; daha çok, tam bir gelişme hâlindeki sanayi kapitalizminin dinamiklerini anlamak meselesine dönüşmüştü.

Bu döneme dair en çarpıcı olgu, sanayi proletaryasının sefaletidir. Ekonomideki büyümeye rağmen ve belki kısmen onun yüzünden; aynı zamanda da nüfus ve tarımsal verimlilikteki artışın yol açtığı kırdan kente muazzam göç yüzünden, işçiler kentlerdeki gecekondulara yığılmaya başlamıştı. Ücretler düşük, çalışma süreleri uzundu. Yeni bir kentsel sefalet, daha görünür, daha şok edici ve bazı açılardan kırsal kesimlerde görülenlerden daha da aşırı bir sefalet doğuruyordu.

1800-1810 yıllarından 1850-1860 yıllarına kadar işçi maaşları oldukça düşük bir seviyede, 18. yüzyıl ve önceki yüzyıllardaki seviyelere yakın, hatta bazı durumlarda daha düşük kalmıştır. Sermayenin —kâr, toprak kirası, kentteki bina kiraları— millî gelirden aldığı pay, bugün sahip olduğumuz eksik kaynaklarla tahmin edebileceğimiz kadarıyla, 19. yüzyılın ilk yarısı boyunca iki ülkede çok güçlü bir biçimde artmıştır.

Birinci Dünya Savaşı öncesinde herhangi bir eşitsizlikte herhangi bir yapısal azalma yaşanmamıştır. Her durumda, emek faktörünün geliri durgunken, sermayenin ve endüstrinin kârlarının artması 1840-1850 yıllarında gerçekleşmeye başlamıştır. kaynak. kapital 

Sürecinizi birlikte değerlendirelim

Mali tablolarınızı ve mevcut borç yapınızı inceleyerek, şirketiniz için hangi yolun gerçekçi olduğunu açık biçimde ortaya koyalım.

Bize Ulaşın